Eski Dönemlerden Rusya’ya Bağlanıncaya Kadar
 

KARAÇAY MALKAR HALKININ TARİHİ
İsmail Mızıulu

İstoriya Karaçaevo Balkarskogo Naroda

s Drevneyşih Vremen Do Prisoedineniya k Rossi, Nalçik, 1994

İ. M. Miziyev

Çeviren

Aliy Şidakulu

 

I. Bölüm

 

KARAÇAY MALKARLILAR HAKKINDA GENEL BİLGİLER

 

Karaçay Malkarlıların Coğrafi Konumu ve Yaşadıkları Bölgeler

(s.7) Karaçay Malkarlılar yüksek rakımlı bölgeleri ve dağları çok olan bir ülkede yaşayan Türk boylarından biridir. Onlar merkezi Kafkasya’nın dağ boğazları ve dağ eteklerinde; Kuban, Zelençuk, Malk, Çegem, Çerek nehirlerinin ve bu nehirlerin kollarının kapladığı ovalarda yaşamaktadırlar. Karaçay Malkar (s.8) (Bu sayfada, Al-İdrisi’nin Dünya Haritasi var) (s.9) topraklarında "Beşbinlikler" diye bilinen zirveler vardır. Kafkasya'nın en yüksek dağları olan Mingitav, Dıh-tav, Koştan-tav, Kulça bunlardan sadece birkaçıdır. Aynı zamanda; Azav, Terskol, İtkol, Çeget vs. buzulları ve buzulkar alanları bu bölgede yer almaktadır. Karaçay Malkar toprakları dağlık bölgeleri, ormanları, verimli vadileri ve Alp çayırları ile zengindir.

 

Karaçay Malkar Halkı Hakkında Genel Bilgi

 

Karaçay Malkarlılar Kafkasya'nın en eski halklarından olup tarihi ve kültür kökenleri diğer Kafkasya halklarının tarihi ve kültürleriyle aynıdır. Aynı zamanda sayıları çok olan Türk boyları ile, Yakutistan'dan Türkiye'ye, Azerbaycan'dan Tataristan'a, Kumuk ve Nogaylar'dan Altay ve Hakaslar'a kadar, ayrılmaz bağlarla çok yakından bağlıdırlar. Eski Sovyetler Birliğinde mevcut olan Türk halkları Slav halklarından sonra ikinci yer işgal ediyorlardı. Dünya üstünde Türk asıllıların sayısı toplam olarak 200 milyondan fazladır.

Kafkasya'nın yüksek dağları arasında, Karaçay Malkarlılar, başka dillerde konuşan Kartvel (Gürcü), Adige, Oset vs. halklarıyla iç içe yaşamaktadırlar. XIV-XV. yüzyılda Karaçay ve Malkarlıların toprakları yavaş yavaş birbirlerinden ayrılmaya başlamıştır. Ama diğer bütün konularda halk olarak aynı özelliklere sahiptiler. Malkarlıların yakın komşuları olan Oset onlara "As", Kabardeyler "Balkar", Svanlar ise "Az" veya "Ovs" diyorlardı. Karaçaylılara ise, Megreller "Alan" diyorlardı. Malkarlılar birbirlerine hitap ederken "Alan" kelimesini kullanıyorlar.

 

Ekonomi ve Kültür

 

Karaçay Malkarlılar geçmiş dönemlerden günümüze kadar dağ otlakları ve yayla hayvancılığıyla uğraşıyorlar, hayvanları yazın yaz otlaklarına "caylık" gönderiyorlar. "Yayla hayvancılığı" teriminin kökeni de bu sözcükten geliyor.

(s.10) Karaçay Malkarlılarda hayvancılığın başta gelen dalı koyunculuk olmasına rağmen sığır ve at yetiştirme de büyük bir yer kaplıyordu. Komşu halklara göre birkaç kat fazla olan hayvanlarının sayısı Karaçay Malkarlılara yaşamlarını sürdürebilecekleri her şeyi sağlıyordu. Hayvancılık ürünleri, halka yemeden içmeye, ayakkabıdan giysiye kadar her ihtiyaçlarını sağlıyordu. Bu ürünler aynı zamanda ortak Kafkasya pazarına götürülerek orada kumaş, kapkacak ve yiyecek-içeceklerle takas yapılıyordu.

Madencilik işi iyi gelişmişti. Karaçay Malkarlılar kurşun, bakır, kömür, güherçile vs. gibi ihtiyaçlarını sağlıyorlardı. Karaçay Malkarlılarda  sürülmeğe müsait olan toprakların az oluşu nedeniyle ekonomilerinde çiftçilik, hayvancılık kadar önemli yer tutmamıştır. Sürülecek toprakları az da olsa her toprak parçası dikkatlice işleniyor, taşlardan temizleniyor ve ustaca yapılmış sulama sistemleri ile sulama yapılıyordu. Şimdi bile Karaçayda ve Malkarda dağ yamaçlarında eskiden yapılan ve alan olarak oldukça büyük yer kaplayan arazilerin kalıntılarını görebilirsiniz.

Karaçay Malkarlıların komşu halklarla kültürel ve ekonomik bakımdan çok yakın ilişkileri bulunuyordu. Bu ilişkilerinin sonucu olarak da, sık sık karma evlilikler ortaya çıkıyordu. Bu da değişik etnik gruplar arasında akrabalık bağlarına yol açılıyordu.

 

Kültür, Eğitim ve Bilim

 

Karaçay Malkar halkının tarihi ve kültür mirası, Kafkasya'nın diğer halklarının ve bütün Türk dünyasının kültüründen çok şey içermektedir. Böyle oluşunu mitolojik, epik destanlarda ve diğer folklor ürünlerinde, aynı zamanda yüksek dağ tepelerini, denizlerini ve uçsuz bucaksız Avrasya bozkırlarını anlatan eski dini söylevlerinde görülebilir. Dini metinlerde ön planda yer alan bütün Türk tanrıları "Tengri" (Teyri), Umay vs. Eski kültür kaynakları dünyanın önde gelen Hıristiyan ve Müslüman dini akımlarının etkisi altında kalmıştır. Bunların kalıntıları Karaçay ve Balkar halkının gelenek ve göreneklerinde, milli oyunlarında, görüş ve düşünce yapısında görülebilir. (s.11) Eski dönemlerde, Karaçay Malkarlıların ataları yazıya sahip olmuşlardır. Bu yazılar Karaçay ve Malkarın bir çok yerinde bulunan ve VII-XII.. yüzyıllara ait yazılı taşlarda görülebilir. Bu yazılı taşlar, “Bulgar Yazılı Taşları” şeklinde adlandırılıyorlar.

XVIII. yüzyıl başlarında Karaçay Malkarlılar Arap alfabesini kullanmışlardır. Bu açık bir şekilde, Holam köyünde bulunan 1715 yılında yazılmış “Holam Yazısı”nda gösteriliyor. Daha bunun gibi birçok yazılara rastlanmıştır. Günümüzde ise Karaçay Malkarlılar Rus alfabesini kullanıyorlar. Eski SSCB halkları arasında Karaçay Malkarlılarda yüksek okul tahsili görmüş olanların sayısı diğer halkların okuma oranına bakılırsa (yüzde olarak) birinci sırayı teşkil etmektedir.

 

Karaçay Malkarlılar Hakkında Eski Bilgiler

 

Karaçay ve Malkar/Balkar isimleri eski Kafkasya Bulgarlarından gelmektedir. M.Ö. II. yüzyıla ait eski Ermeni kaynaklarında "Kafkasya dağlarındaki Bulgar toprakları" şeklinde bir ifade geçmektedir. Arap yazarı İbn-Rusta X. yüzyılda yazmış olduğu bir yazıda, Gürcistan'ın uzak sınır boylarında “Tavlu-As” (Tulas) kabilelerinin yaşamakta olduklarını belirtmiştir. Tavlu-As yani "Dağlı-As" ismi Karaçay Malkarlıların kendilerine verdikleri isimdir.

Geçmişin ve XX. yüzyılın tanınmış bilim adamaları; Bizanslı Menander, G.A. Kokiyev vs. yazılarında Romalıların kullandığı en büyük ticaret yolarından birisinin Kuma nehri boyunca, Elbruz dağının yanından, Karaçay üzerinden ve Kolkhidiya'dan (Gürcistan) geçmekte olduğunu, yolun bu kısmına ise "Horuçon" denildiğini ve bu ismin Karaçay isminden alındığını yazmaktadırlar. Bilim adamı olan P. Butkov'un mevcut olan yazılarının incelenmesinde ise X. yüzyılda bugün az bir arazide yaşayan Malkarlıların, bugünkü topraklarının kuzeyinde de Malkarlıların yaşadığı belirtilmektedir.

1395/96 yılının dünya fatihi Aksak Timur ve onun vakanüvisleri Malkarlılara ve Karaçaylılara "As" demişler ve bunlara karşı acımasızca savaşmışlardır. Günümüzde bile, Karaçay Malkarlıların yakın komşusu olan Osetler, Karaçay Malkarlılara “Aslar” diye hitap ediyorlar.

1404 yılında, başpiskopos Johan Galonifontibus, Karaçaylılara "Kara Çerkesler" demiştir. Aynı adı onlara, 1643 yılında, gezgin Achangelo Lamberti  de vermiştir. (s.12) (Bu sayfada Türklerin göçlerini gösteren bir harita var) (s.13) Eski dönemlerden XIV. yüzyıla kadar yazılı belgelerde Karaçay Malkarlılara “As, Bulgar, Kara Çerkes, Tavlu As” denildiği gözlenmiştir.

XIV. yüzyıl ve sonraki dönemlere ait Gürcü kaynaklarında, Malkarlılara “Basian” ve Malkarlıların yaşadığı ülkeye de "Basiania" denilmiştir. Bu adlar ilk olarak Tshavat Haçı’nda (Altın Haç) geçmektedir. Bu haçta, Aristav Riziya Kvenipneveli adlı birinin Basiania'da tutsak edildiği ve Ksansk boğazında yer alan Tshavat köyündeki Spasski kilisesinde toplanan fidye ile kurtarıldığı yazılmaktadır. 1745'te ise coğrafyacı ve tarihçi, Gürcistan kralının oğlu Vahuşti'nin yazdığı bir yazıda “Basiania” ve “Basianların” yaşantısını anlatmaktadır. "Basiani" ismi Hazar kabilesinin adı olan "Bas" ve sonuna Gürcü dilinde çoğul eki olarak kullanılan "ani" takısının getirilmesiyle oluşmaktadır.

1629 yılında Terski bölgesinin komutanı olan İ.A. Daşkov Moskova'ya iki mektup göndermiştir. Bu mektuplarda Malkarlıların yaşadığı topraklarda gümüş yatakları olduğunu yazmış. O günden itibaren kadar Malkar halkının adı resmi Rus belgelerinde “Balkar” olarak geçmektedir .

1639 yılında, Rus Çarının elçileri, Rusya'dan Gürcistan'a gitmek üzere yola çıkmıştır. Bu elçilerin adları; Pavel Zaharev, Fedot Elçin ve Fedor Bajenov idi. Onlar, bugünkü Tırnavuz şehrinin yanında bulunan El-Curt köyünde Karaçay prenslerinden olan “Kırımşavhal”ların evinde konuk olmuşlardır.

1643 yılında yine Terski bölgesinin komutanlarından M.P.Valinski'nin yazısında “Balkar kabaklarından (köylerinden)” bahsediliyor. 1651 yılında Rus elçilerinden N.S. Toloçanov ve A.İ. Yevlev, Gürcistan'a yolculuk yaparken Malkar prenslerinden olan Aydabolların evinde (Ogarı Malkar) iki hafta konuk olmuşlardır.

Ayrıca; Avrupa ve Rus bilim adamları ile gezginlerinin 1622, 1711, 1743, 1747, 1753, 1760, 1778, 1779, 1793-94, 1807 ve 1808 yıllarında yazmış oldukları notlarda ve belgelerde Malkar ve Karaçay halkı hakkında bilgiler olduğu görülmüştür.

Bilim adamı Kupfer 1828 yılında yazmış olduğu yazılarında Karaçaylıları "Çerkes" adıyla adlandırmıştır. Ayrıca 1639 ve 1692 yıllarında Gürcü ve Avrupa yazarları yaptıkları yolculuk notlarında Karaçay Malkarlılara "Dağlı Çerkesler" demişlerdir.

 

II. Bölüm

 

ETNOGENEZ (ETNİK OLUŞUM) NEDİR?

 

Etnogenez Ne Anlamına Gelmektedir?

(s.14) Etnogenez, Yunanca asıllı bir sözcük olup iki bölümden oluşmaktadır; "Etnos" (halk) ve "Genezis" (gelişme) anlamına gelmektedir. “Etnogenez” terimi ise genelde "Halkın doğuşu" olarak bilinir. Her halkın etnogenezi zor ve uzun süreçlerde, yüzyıllar hatta binyıllar süresince, tarihi ve kültürel olarak zaman dilimleri içinde oluşuyor. Bunun için bir halkın ortaya çıkış sürecini, bir bilim dalının ele alınarak açıklanması olanaksızdır. Bu zor tarihi sürecin incelenmesi bitişik bilim dallarının verilerine, eski ve orta asırda yazılan belgelerin incelenmesine (yazılı kaynakların), arkeoloji, etnografya, folklor, antropoloji, maddi ve manevi kültürlerine, komşu milletlerinden araştırılan etnos ve onun ataları hakkında alınan bilgilere dayanılarak gerçekleşmektedir. Bu bilgilerin birbiriyle uyum sağlaması halinde ise doğru yön bulunduğu söylene-bilir. Tabii ki etnogenezin incelenmesinde en önemli faktör milletin konuştuğu dildir.

 

Dil Aileleri ve Dil Grupları Kavramı

 

Dünyadaki halkların dillerini Hint-Avrupa, Sami-Hami, Ural-Altay v.s. şeklinde dil ailelerine bölünmesi uygun görülmüştür. Bu dil ailelerinde gramer düzeni, morfolojik, fonetik, (s.15) sözlük formuna ve diğer parametrelere göre ayırıyorlar. Örneğin, İber-Kafkas dil ailesini; Kartvel gurubu, Abhaz-Adige gurubu, Nakh-Dağıstan gurubu vs. olarak ayırmışlardır. Türk dili ise Ural-Altay dil ailesine girmekte ve  Kıpçak, Oğuz vs. gruplara ayrılmaktadır. Hint-Avrupa dilleri de Alman, Slav vs. ayrılmaktadır.

Bazen bir halkın doğuşunu, bu halkın adına benzeyen kabilelerle bağlantı kurarak açıklamaya çalışmak yanlış sonuçları ortaya çıkarmaktadır. Böylece çok sık görülen bir yanılma meydana gelmektedir. Bazı kavimlerin konuştuğu dil Kıpçak Türkçesi grubuna girdiği için bu kavimler Kıpçak Türklerinin torunları olarak adlandırılıyorlar. Fakat burada çok önemli bir şey unutuluyor. Türk dil gruplarının birçoğu Kıpçak dil grubunda sembolik olarak birleştirilmişlerdir. Bu gruba giren Türk boylarının tümünün aynı etnogeneze dahil oldukları söylenemez.

 

Etnogenezin Araştırma Kaynakları

 

Daha önce belirtildiği gibi, bir halkın doğuşu incelenirken, o halkın dili önemli faktör teşkil ediyor. "Halkın dili, halkın tarihidir" diye boşuna söylenmemiştir. Çok eskiden doğmuş olan dil, onu taşıyan halk ile zor gelişme yolu izlemiştir. Bu gelişme yolunda komşu dillerle karışmış, onları etkilemiş ve kendisi de bundan etkilenmiştir. Tarihte dil kaymalarının olduğu, bir dilin başka bir dilin etkisiyle asimilasyona uğradığı bilinmektedir. Ama buna rağmen bir çok dil kendisini koruyabilmiştir. İşte bu dilin saklanmış spesifik özellikleri etnogenezin temel kaynağı olarak sayılmasına neden olmuştur.

Etnogenezin ikinci temel kaynağını, eski yazılardan alınan bilgiler oluşturmaktadır. Bu yazıların yardımıyla, eski kabile ve halkların oturduğu bölgeler, bu bölgelere ait sınırların değişme süreci, başka bölgelere göçleri ve bunun sebepleri, başka halklarla karışmaları ve onlarla yaşamalarıyla ilgili bilgiler vs. Ama bir kabile ya da halkın, bir asırdan başka bir asra geçiş döneminde bu kaynaklar doğrultusunda aynı adla geçiş yapması çok nadirdir. Farklı tarih dönemlerinde yazılmış vakayinamelerde aynı kabilenin farklı bölümleri aynı adla geçmektedir. Bu bölümler bu dönemlerde daha önemli role sahip olmaya başlıyorlar ve bu sebepten dolayıdır ki eski vakayinamelerde yer almaktadırlar.

(s.16) Böyle bir sorunun araştırılmasında eski kabilelerden kalan anıtların, yani arkeolojik kaynakların rolü çok büyüktür. Bu anıtların arasında barınakların kalıntıları, tarım ve ev aletleri, silahlar ve diğer kabileler tarafından kullanılan aletler de olabilir. Asırlar geçtiği halde bu aletlerin bir çoğunu halkların hala kullanıldıkları sıkça görülebilir. Etnogenezin araştırma sürecinde aletlerin spesifik özelliklerine göre bu süreç içindeki yerleri tespit edilebilir.

Bir çok arkeolojik belirtinin toplamı, cenaze törenleri, önde gelen arkeolojik belirleme, yaşam sürecinde kullanılan aletler, adetlere göre yapılmış barınaklar, kıyafetlerin hazırlanışı, çeşitli süsler vs. belirli bir zaman dilimi içerisinde, belirli bir dönemde yaygın olan arkeolojik kültürün belirtileridir. Arkeolojik kültürünü, eski kabilelerin ve halkların etnografyası (halkı tanımlama) olarak sayılması öngörülmüştür. Böylece, arkeolojik eserlerin ve eski dönemin arkeolojik spesifiğinin yansıması bugünkü halkların etnografyasında bulunmaktadır. Halkların kökenlerini araştırılmasında değeri biçilmez bir kaynak oluyor. Bir çok etnografya verileri, yemeğin hazırlanması ve kullanma tarzı, kıyafetlerin ve ayakkabıların biçilmesi, konutların geleneksel biçimleri, mitolojik ve dini örf adetler, etnik özelliklerin belirlenmesinde dil ve arkeoloji kadar büyük önem taşımaktadır.

Bir halkın etnografyası, o halkın geleneksel kültürünün, asırlarca yan yana yaşayan halkların ortak yaşayış ve birbirine karışan kültürlerinin göstergesidir. Etnogenezin araştırılmasında folklor da çok önemli bir yere sahiptir. Folklor da bu halkın yaşantısını ve hayat tarzını  yansıtmaktadır. Folklorun birçok konusu asırlar boyunca üst üste, tabakalar oluşturarak çeşitli tarihi olaylar ve olgularla zenginleşiyor ve sıkça değişmeye uğruyor. Fakat halkın masalları ve efsanelerinde tarihi gerçekler bulunabilir ve oluşan tabakalardan arındırılabilir. (s.17) (Bu sayfada Orta Asya’dan Kafkasya’ya kavimler göçünü gösteren bir harita var).

 

Karaçay Malkarlıların Etnik Oluşumu Hakkında Yapılan Çalışmalar

 

(s.18) Karaçay Malkarlıların etnik kökeni, Kafkasya tarihinin araştırmalarında karşılaşılan en zor problemlerden birisidir. Türk dili ailesinden bir halkın, orta Kafkasya'nın en yüksek bölgesinde yer alması, Kafkas ve İrani (Oset) dillerinin olduğu bir ortamda yaşaması, geçmişin ve günümüzün birçok bilim adamının, bu halkın tarihi ve kültürünün nasıl oluştuğu konusu dikkatini çekmiştir. Problemin zorluğu ise farklı ve birbirini dışlayan varsayımlar doğmasına neden oluyordu. Bu durumun oluşmasının sebebi ise bu problemin sebeplerinin bir araya toplanıp üzerinde yeterince araştırılma yapılmamasındandır. Varolan sebepler; yazılı kaynaklar, arkeoloji, antropoloji, etnografya, topo-hidronim (yer, dağ, boğaz, nehir, göl vs. gibi isimler), folklor ve bunlara yakın olan bilim dallarıdır.

1959 yılında SSCB Bilim adamları toplantısında Karaçay Malkarlıların etnik kökenleri hakkındaki problemler aydınlatılmaya çalışılmıştır. Ama bu toplantıda bile konuya, ilgili bütün veriler göz önüne alınarak bakılmamıştır. Birçok varsayım, yüzeysel ve tesadüf sonucu elde edilen olgulardan oluşmaktadır. Bunların içinde en uygun olanı kökeni Kıpçaklardan geldiği teorisidir. İşin aslı ise, Kıpçakların Güney Rusya bozkırlarında XII. yüzyıldan beri yaşadıkları bilinmektedir. Kuzey Kafkasya'da ise, özellikle de Kuzey Kafkasya’nın orta kısımlarında, Kıpçaklardan kalmış ne yazılı belgelerde, ne de arkeolojik eserler rastlanmıştır. Kıpçakların, antropolojik özellikleri de Karaçay Malkarlılara uyum sağlamamaktadır. Kıpçak ve Karaçay Malkar dilleri arasında da vardır. Kıpçakların dili Türk dilinin yumuşak şivelerindendir. Karaçay Malkarlıların dili ise sert şivelerindendir. Bu toplantıda ağırlık verilen başka varsayım, Karaçay Malkarlıların etnik kökeninin Bulgarlardan geldiği idi.

Bu toplantıda birçok eksiklikler olmasına rağmen, sonuçta Karaçay Malkarlıların başlangıçta kadim yani otokhton Kafkasya halkı olduğu ve sonradan Kafkasya yerlileri, İrani ve Türk kabilelerinin karışımından oluştuğu sonucuna varılmıştır.

 

III. Bölüm

 

MALKARLILARIN GEÇMİŞTEKİ ADLARI VE YAŞADIĞI BÖLGELER

 

Türk Kabilelerinin Geleneksel Kültürünün Oluşumu

 

(s.19) Etnografya biliminin en önemli bölümünü, geleneksel halk kültürünün kaynaklarını retrospektif (geriye dönüş) metodu ile yapılan analizi teşkil etmektedir. Geçmişe, bugünkü kültürün özgül çizgileri ile bakma gerçekten de önemli tarihi bilgileri elde etme olanağı verir.

Bu metodu kullanarak Türk halkının geleneksel kültür kaynaklarını belirlemek amacıyla aşağıdaki maddi ve manevi kültür özelliklerini gösterebiliriz;

Ölüyü (cesedi) kurganlarda, ağaç kesmelerde ve kütüklerde saklama,

Ölen kimse ile birlikte bir atı kurban kesme,

Ölünün gömüldüğü yere at eti, kımız ve ayran gibi yiyecek ve içeceklerin de konulması adeti,

Keçe çadırlarda yaşama, keçe ürünlerinden kıyafet ve ev hayatında kullanılan malzemeler vs,

Göçebe hayatın sürdürülmesi, küçük baş hayvanlar, atlar vs yetiştirilmesi...

Bu özgün özelliklerin kronolojik ve coğrafik kaynaklarını araştırmaya başlarken, şu olguyu göz önünde tutmamız gerekmektedir. Türk halkının eski memleketi olarak sayılan Altay'da bu özelliklerin varlığına ne arkeolojik ne de başka belirtiler delillere rastlanmıştır.

(s.20) Bütün bu olguların toplamı doğrultusunda, biz şu sonuca ulaşıyoruz; Türk boylarının eski yurtlarını ve onların kültürünü başka bölgelerde aramamız gerekiyor. Bu bölge ise Volga ve Ural nehirlerinin arasıdır. Bu bölgede M.Ö. IV-III. Binlerde, “Kurgan” ve “Yam” (kuyu) arkeolojik kültürü doğuyor. Bu kültürde Türk boylarının daha önce belirtilen özelliklerinin birleştiği gözleniyor. Hiçbir Hint-Avrupa halkının karakteristik özelliği, yukarıda belirttiğimiz özgün özelliklere, ne geçmişte ne de günümüzde uymamaktadır.

Bununla birlikte bu olgu, Türk halklarının, aynı zamanda Karaçay Malkar halkının tarihi ve kültür miraslarının araştırılmasında prensip olarak önem taşımaktadır.

 

Proto-Türk Boylarının Yaşadıkları Bölgeler ve Birbirleriyle Olan İlişkileri

 

M.Ö. III.yüzyılda, Volga ve Ural nehirleri arasında oluşan kurgan ve yam kültürünün zamanla komşu bölgelere de yayıldığını görüyoruz. Kuzeye doğru yayıldıkça Fino-Ugor kavimleri olan Mariler, Mordvinler vs ile ilişkiye girmişlerdir. Batıya doğru yayılmış; Dneper, Dnester ve Tuna nehirlerinin ve bunların kollarının çevresinde yaşayan eski Slav kavimleriyle karışmıştır. Kurgan kültürünün yerleşimi ve yayılması doğu ve güneydoğudaki bölgelerde de görülmüştür. Bu kültür ve bu kültür taşıyıcıları, Orta Asya'nın içine doğru Kazakistan, Altay dağları ve Türkmenistan'ın güneyinde de görülmektedir. Bu bölgelerde yam kültürüne çok yakın olan ve etnogenetik olarak homojen olan afanasyevo arkeolojik kültürü doğuyor. Bu isim Minusinsk çukurluğunun yanındaki Afanasyevo dağının adından gelmektedir. Eski Kurgan kültürü sahiplerinin Avrupid görünümü, doğuya doğru ilerledikçe Mongoloid tipe kaymıştır. Fakat, M.Ö. VIII. yüzyılda, Altay dağlarında karışmamış Avrupaid tipli insanlara da rastlanabilmiştir.

 

(s.21) (Bu sayfada, Kurgan kültürü sahiplerinin (Kimmer ve İskitlerin) Ural ve Volga nehirleri arasındaki bölgeden Kafkasya üzerinden Doğu Anadolu bölgesine göçlerini gösteren bir harita var)

 

(s.22) Asırlar akıp gittikçe, Asya ortasındaki Kurgancıların Avrupaid görünüşleri de Mongoloid tipine kaymıştır. Aral bozkırlarının ve Güney Türkmenistan'ın üzerinden geçerek eski Türkler (Kurgancılar), komşu bölgelere İran ve Afganistan'a nüfuz etmişlerdir. Bunlar İran dilli kabileler ve halklar ile karışmışlar, etnik-kültür ilişkilerine girmişlerdir.

Yerleşme süreci içerisinde Kurgancılar sadece kültür ilişkileriyle sınırlı kalmayıp, eski Hint, İran, Fin-Ugor, eski Slav ve Kafkasya dilleriyle de dil ilişkilerine girmişlerdir. Bu durum, yukarıda belirtilen dillerde birçok Türkçe kökenli sözcüklerin olması ve  öte yandan Türk dilinde de bu dillere ait sözcüklerin bulunması olgusuyla açıklanabilir.

Bütün varolan arkeoloji, etnografya, etno-toponimi bilimlerinin verileri ve diğer olgular Altay dağlarının bir kısım Türk kabileleri için ülke olduğunu açıklıyor. Zaman içerisinde Türk kabileleri bu bölgeden geriye (batıya) doğru askeri ve barış hareketlerini başlatmışlardır. Bu hareketler eskiden yaşadıkları Ural dağları ve güney Rusya bozkırlarıdır.

 

Proto Türkler ve Kafkasya-Maykop Kültürü

 

Kurgancılar (eski Türkler), Kafkasya bölgesi tarafında da geniş bir alana yerleşmişlerdir. Burada eski Kafkasya kabileleriyle karşılaşmışlar ve onlarla etnik, kültür ve dil ilişkilerine girmişlerdir. Kafkasya kabilelerinin daha önceki dönemlerde mezarlarının üzerlerine kurgan yapma adetleri yoktu. Kafkasya ve Anadolu’daki kurganları, bugünkü Türk boylarının ataları olan Kurgancılar yapmışlardır.

Türklerin çok eski çağlarda Kuzey Kafkasya'da yaşadıklarının arkeolojik kanıtı, M.Ö. IV. bin’de yapılmış "Nalçik mezarlığı”dır. Bu mezarlık "Zatişye" (sessizlik) bölgesindedir. Burada şu anda Nalçik kurulmuştur. Bu mezarlıkta tespit edilen bulgular Kafkasya kabilelerinin ve Kurgancıların birbirleriyle yakın ilişkilerde olduklarını ortaya koymuştur. Kurgancılardan kalma eski arkeolojik kalıntılar, Çeçen-İnguş ülkesindeki Mekenski köyü yakınında, Kabardey'de Akbaş ve Kişbek köyleri yakınında, Malkar ülkesinin Bıllım köyü yakınında, (s.23) Krasnodar ve Karaçay-Çerkes bölgelerinde (Kelermeski, Novolabinski, Zubovskiy köyleri ve Aşağı Cögetey şehrinin yanında)  oldukça fazladır.  Kuzey Kafkasya’da Kurgancıların arkeolojik komplekslerin sayısı 35'ten fazladır.

Ttarihi, arkeolojik ve etno-kültür veriler, beş bin yıl önce, proto Türklerin Kuzey Kafkasya'da yaşadıklarını göstermektedir. M.Ö. III. bin ortalarında Kuzey Kafkasya'da “Maykop” arkeolojik kültürü oluşmuştur. Bu “Maykop” adı, Maykop şehri yakınındaki kurganın adından gelmektedir.  Maykop arkeolojik kültürünün, “kurgan kültürü” olduğunu özellikle belirtmemiz gerekir. Ama kurgan eskiden beri Kafkasya'ya has değildir. Kurgan kültürünün kökeni  bozkırların etno-kültür belirtileridir. Maykop kültürü başlangıç dönemlerinde bozkırdaki şeklini ve defin töreni özelliklerini korumaktadır. Yassı ağaç ile kaplanmış toprak çukurlarda, ağaç kavuğundan organik maddelerden veya saf sarı maden döşek yapılarak defnediliyordu. Bu dönemdeki kurganlarda daha taş malzeme kullanılmıyordu. Ancak daha sonra, M.Ö. III. bin sonlarında, Maykop kültüründe, yerli defnetme törenlerinin özellikleri görülebiliyor. Bu özellikler; Kurganın temeline taşlar yerleştirilmesi, mezar içine taşlardan döşek yapılması, toprak kurganın içinde küçük taş kurganların yapılması v.s olarak gösterilebilir. Ama kurgan şekli ve yapılan tören değişikliğe uğramamıştır. Kurgancıların tesiri o kadar büyüktür ki, taş sandığı ve taşlardan yapılan yapıtlar defnetme törenleri olarak toprak kurganının altında kalıyordu. Bunu açıkça Novoslobodnenski köyünün yanındaki kurganda görebiliriz.

Kendine özgü etno-kültür özellikleri olan kurgan kültürü M.Ö. IV. bin sonlarında Anadolu’ya da nüfuz etmeye başlamıştır. Daha önce bilinmeyen ve yeni oluşan bu kültüre ait eserler Suriye'nin kuzeybatısında yer alan Amun ırmağı vadilerinde, (s.24) Hatay şehrinde ve Amanos dağı eteklerinde, Türkiye ve Suriyede bulunan Norsun ve Koruk tepelerinde ve diğer bölgelerde bulunmuştur. Buraya bu kültürü taşıyan halk, kendi adetleri ile büyük baş hayvancılık ve at yetiştirme gibi özellikleriyle nüfuz etmişlerdir.

 

Proto Türklerin Kafkasya Ötesi ve Ön Asya Hareketleri

 

M.Ö. III. bin’in son üçte birinde, Kurgancılar, kuzeyden Güney Kafkasya'ya, Derbent geçidinden Dağıstan ve Krasnodar bölgesine nüfuz etmişlerdir. Bu geçit yolu, Dağıstan'daki Novotitarovski ve Utamış köylerinin yanındaki kurganlar aracılığı ile gözlenebilir.

Kafkasya Ötesi'ndeki arkeologlar bu bölgede kurgan kültürünün oluşmasını birdenbire olduğunu görüş birliğiyle kabul ediyorlar. Söz konusu kültürün de yabancı bir kültür olduğunu ifade ediyorlar. Bu anıtlar, Kafkasya Ötesi'nin birçok bölgesinde görülmektedir. Bunların en eskilerini ise Gürcistan'daki Bedeni köyünün yanındaki kurgan ve Azerbaycan'ın üç tepe kurganı vs. oluşturmaktadır.

Kurgan kültürü buradan güneye doğru ilerleyerek Anadolu’daki Urmiye gölüne kadar gelmiştir. Kafkasya Ötesinde ve Anadolu Kurgancılar ilk defa yerleşik hayat tarzı sürdüren çiftçilerle karşılaşıyorlar. Gayet doğal olarak bu iki kültürün ortak yaşayışlarından kaynaklanan etnik ve kültür karışması söz konusudur. Tabii ki, bu karışmanın sonucu olarak da, yerleşik hayat tarzı sürdüren çiftçilik ile hayvancılıkla uğraşan bir toplumun meydana gelmesi söz konusudur. Yani, iki ayrı ekonomi faaliyetinin bir yapıda kaynaştığı görülmektedir.

Bu ortak yaşayış, Mezopotamya bölgesinde bütün dünyaca bilinen Sümer (Somar, Suvar) uygarlığının doğmasında büyük bir itici güç olmuştur. Kuzey Kafkasyalılar ile Sümerler arasında yakın bir kültür ve ekonomik ilişki oluşmuştur. Sümer şehirlerindeki kurganlar ile Maykop kurganlarında bulunan Fakat ne gariptir ki, bu tür eşyalara, Sümer ülkesi ile Kuzey Kafkasya arasında kalan ülkelerde; Kafkasya Ötesi'nde ve Kuzey Kafkasya'nın diğer bölgelerinde rastlanmamaktadır. (s.25) (Bu sayfada harita var) (s.26) Maykop kültürünü oluşturan ile Sümerler arasındaki ilişkiler, çok eski çağlarda birbirlerinden kopmuş olan eski Türk kabilelerinin bir süre sonra eski yurtları olan Kuzey Kafkasya ve bitişiğindeki Avrasya bozkırlarında tekrar birleşme ile kurulan ilişkiye benzemektedir. Bu ilişkiler transit karakteri taşıdığı fikrini oluşturuyor. Belki bunun açıklanması onların örf ve adet, kültür yakınlıkları olduğunu göstermektedir.

Sümerlerin, eski Türk kavimlerinden biri olduğunu doğrulayan birçok bulgu vardır. Bundan dolayıdır ki, onların dillerinde birçok Türkçe sözler bulunmaktadır. Bunlar hakkında geçmişin ve günümüzün bilim adamları bir çok yazı yazmışlardır.

 

Sümer Dili ile Karaçay Malkar Dili Arasındaki Benzerlikler

 

Sümerlerden kalan çivi yazılı metinler birçok bilim adamı tarafından analiz edilmiştir. Bu analizler sonucunda Sümer sözcüklerinin çoğu, genel olarak Türk lehçelerinde kullanılan sözcüklerin aynısıdır. Hatta, Karaçay Malkar sözcükleri ve bazı deyimleri de aynen tekrarlanmaktadır. Örneğin; Gılgamış (Gilgameş/Bilgameş) destanında şöyle bir Karaçay Malkar deyimi kullanılıyor, "soyum eteyik" yani "hayvan keselim" veya Gudey tanrıya ithaf edilen bir yazıda M.Ö. 2400 yılına ait bir yazıtta şu Karaçay Malkar sözcüğünü okuyabiliyoruz: "zanımdagınnan" yani "yanımdakinden". Bunun gibi birçok benzerlik vardır.